|
ZaLiM HeWaLwrote:
Bütün Dünya Benim Olsa Gamım Bitmez Nedendir? DELİKLİ kalburda su durmaz… Hayatımız delikli bir kalbur, bir süzgeç gibi… Süzüp de geçmeliyiz. Güzel şeyler kalmalı geride, elimizde… Tozundan, tortusundan arındırmalı hayatı, saflaştırmalı. Kolay mı bu? Elbette değil. Ama niçin buradayız, niçin yaşıyoruz? Başka çıkar yol ya da başka çare var mı? “Ya çaresizsiniz, ya çare sizsiniz.” Önümüze sunulan nimetlerden sadece burası için değil, öterlerde de istifade edecek yolları aramalı, bulmalıyız. Hayat bir defa… Elden gitti mi telafisi yok… Hayatı hayat eden, nimeti nimet eden de bu değil mi? Öldükten sonra beden burada kalıyor. Bedenin faydalandığı her şey de burada kalıyor. Ama ruhumuz ebedî. Onun tattığı zevkler, aldığı hazlar, lezzetler ebedî. Dünyada sahip olduğu nimetlerin kadrini kıymetini bilmeli insan. Sadece bedenini değil, ruhunu da beslemeli. Ruhun gıdası ise, o nimetlerin arkasında, Yüce Yaratanın isimlerini, onları niçin yarattığının hikmetini görmesi, düşünmesi. Bizi diğer canlılardan ayıran da; bu yanımız, bu özelliğimiz değil mi zaten. Yediğimiz bir üzümün eğer bağını sormayacaksak, haram mı helal mi diye sorgulamayacaksak, önümüze koyanın kim olduğunu düşünmeyeceksek, diğer varlıklardan farkımız nedir ki? Yemek yutmak değil, ağzı olup tatmak değil iş. Rahman namına almak, O’nun adıyla başlamak her nimete. O’nun namına vermek, sonunda da her şey için şükran dolu bir kalple Rabbine şükretmek yakışıyor insana. Görevi bu. Bu hayatın değeri hayatın kendisinden değil, hayatı hayat eden kıymet, O’nu verenden geliyor. Dalgalar sahile vurup; “ben de varım” derler. Deniz; “haddini bil, sesin bendendir” der. Hayatı, hayatı verenden, hayatı yaratandan ayrı düşünemeyiz. O’ndan uzak bir hayat boşluğa, uçuruma bakan gözlerdir. Düşer de düşer en sefil noktaya kadar. Bu düşüşümüze sevinen sadece şeytandır. Her türlü ayartmalarına karşı yine bizi onun şerrinden kurtaracak olan Rahman’dır, Allah’tır. Hepimiz, herkes hayattan bir şeyler bekliyoruz. Ama hayatı veren bizden bu hayat için ne bekliyor, ne istiyor ya da ölümün hayattan beklediği ne? Bu sorulara cevap bulmalıyız. Niçin buradayız ki? Niçin yaşıyoruz, neden hayattayız? Bu soruları sormalıyız. Sormakla kalmamalı cevaplarını da aramalıyız. Kapımızı çalan her zevke, her lezzete parolayı, yani helal midir haram mıdır diye sormadan açmamalıyız. Sonradan başımıza ne işler açacağını bilmediğimiz davetsiz misafirleri içeriye almamalıyız. Ruhumuzu azaba sokmamalıyız. Hz. Peygamber “Elinde fazladan bir kap yemeği yarına artan zengindir” diyor. Fakirlik ve zenginlik kavramına apayrı bir bakış açısı sunuyor. Evet, en fakir insanın bile yüzlerce nimetin içinde yüzdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Sahip olduğumuz nimetleri saymaya kalksak saatler sürer. Nimetler kimin, gönderen kim? Bu nimetleri gerçekten nimet eden ne? Evet, nimeti nimet eden, onu kıymetlendiren o nimetin sahibi, Münim-i Hakiki olan Allah, vicdanımızın en ince yerlerine dokunduruyor, hissettiriyor hep: “Bu nimetlerin hiçbirini sen yapamazsın, sen yaratamazsın. Hava, toprak, su benim, güneş de benim. Gördüğün, baktığın, tattığın her nimet hep benim. Takdirini, şükrünü bekliyorum” diye sesleniyor içimizden. Vicdanın kulağı açıksa duyar bu sesi. Bazen oluyor duymuyoruz. Gaflete dalıyoruz. Sonra sahipsizmiş gibi zannedip Allah’ın nimetlerini üst üste yığıp koyuyoruz bir kenara. Sahibi olmakla övünüyoruz. Sonra da ölüp gidiyoruz bu dünyadan, herkesin ölüp gittiği gibi. Mülk O’nun, dünya O’nun, nimetler O’nun. Ölen hiçkimse hiçbir şey götüremiyor ki buradan. Üzerimizde götürdüğümüz tek şey bir kefen. O da toprakta çürüyor zaten. Sadece yaptıklarımız yanımıza kâr kalıyor, ruhumuza arkadaş oluyor. Güzel ya da çirkin işler… Her ne ise işte onlar peşimizden geliyor, onlar bizi takip ediyor. Allah bize bu dünyayı oyalanalım diye yaratmamış. Dünyadan maksat bu dünyanın ötesi, hayattan gaye bu hayatın ötesi, nimetten gaye, tattan, lezzetten gaye onu vereni yaratanı hatırlamak. O’nu bilmek, hakkıyla o nimetin Sahibine şükredebilmek. Biz burada Rahman’ın misafiriyiz. Nasibin bir ya da bin lokma farketmez. Öyle diyor Hz. Peygamber “İnsanoğlu benim benim der durur. Bu dünyada yediğinden, içtiğinden, giydiğinden başka ne onundur?” Burada kalıp götüremedikten sonra hangi nimet bizim olabilir ki? Burada kalan, ötede ise hesabı verilen nimet, ne kötü bir nimet… Hz Peygamber: “Ölenin ardından melekler ‘ne getirdi’ der, geride kalan mirasçıları ise ‘ne bıraktı’ der,” diyor. İyisi mi sen, Bediüzzaman’ın dediği gibi; “Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, bu fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme!” Sonsuza odaklanmış, ebediyeti, cenneti isteyen bir kalbin ihtiyacını, bu dünya ebediyen tatmin etmeyecektir, edemez de. Dünyanın tabiatında bu yönümüzü tatmin edecek bir özellik yok. Ötelerin ötesi sırat bineği, kabir nuru ve azığı, ne varsa korkulu hallere kalkan olacak işler hepsi buradan götürülecek, burada kazanılacak. Hayatın özünü, ruhunu yakalamak, gamın kederin üstesinden gelecek tek çare bu. Midemiz doysa da gözümüz doymuyor. Böyle iştahlı bir nefse sahibiz işte. Onun için bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir diyor. Derd keder bu işte. Ey nurların nuru olan Allah’ım. Ey bu yerlerin Hâkimi. Senin bahtına düştüm, Sana dehalet ediyorum, Senin rızanı istiyorum. Sahteliklerin, aldanışların kapılarına uğratma yolumu. Aldatanların izinden yürütme ayağımı, tozlatma yüreğimi. Bu yol tehlikeli, bu yolun çıkışı yok. Adınla, isminle yolunda yürüt. Ömrümü bu yolda büyüt, bu yolda çürüt. Allah’ım, kalbim işte o zaman rahatlıyor, bu duayı ettiğimde içim huzur buluyor. Sana gerçekten kul olduğum an, içim içime sığmıyor. Yunus’un dediği gibi: “Al gider benden benliği Doldur içime Senliği” O zaman işte Senin mülkün olan dünya benim mülküm gibi oluyor Allah’ım. O zaman işte gamım, kederim kalmıyor. Bütün dünya benim olsa bile gam ve keder vermiyor. Mülkü Senin bilmek, sahibine teslim etmek, haddimi bilmek yakışıyor bana, yakışıyor nefsime. Mülk Senindir Allah’ım. Hüküm Senindir, ferman Senindir. Benim bu dünyadan istifadem Senin lûtfettiğin, ikram ettiğin kadardır. Aldığım nefes belli, midemdeki yer belli. Ne yiyebilir, ne alabilirim ki oraya? Sonsuz nimetlerinden ne kadarını koyabilirim ki içime? “Ya Rab! Şu Resul-i Ekrem aleyhisselatü vesselamın bereketi hürmetine bizlere ihsan etmiş olduğun maddi ve manevi rızkımıza bereket ihsan eyle.” Evet, insan aldanıyor. Günahlar zehirli bir bala benziyor. Tatlı ama içine zehir katılmış. Cazibesi yok değil. Balın lezzeti damakta hissedilse de içindeki zehrinin acısından midemiz kıvranıyor sonunda. Sıkıntı bu işte, keder bu, dert bu. Allah’ım, Senin dünyanda Senin iznin ile yaşamayı, tatmayı, tatlanmayı nasip et. Haram yiyenin karnı doymaz ki Allah’ım. Hırsızın şükrü olur mu, çalan adam şükretmez ki. Senin nimetlerini Senden izinsiz yiyenin durumu bundan pek farklı mı sanki? Helalin kırıntısı bile haramın sofralar dolusu lokmasından lezzetlidir, güzeldir. Dil Senin, damak Senin, akıl Senin, mide Senin, şuur Senin, her şey Senin, Senin Allah’ım. Bu dünyada imtihanımız bu. Bu duygular da Senin. Bu duygularla Senin olan nimetleri Senin adın ile anıp, bismillah deyip başlamayı, Senin gönderdiğini düşünüp, şükredip, Senden bilip, hamd etmeyi nasip et. Gaflette geçmiş günlerimi, helal haram bilmeden yediklerimi affet. Şükürle, besmele ile başlayıp, şükürle yediğimiz nimetler için sonsuza kadar Elhamdülillah. Bütün güzellikleri hiç yoktan önüme seren, sermekle kalmayıp zenginliğini, cömertliğini gösteren, neden hoşlandığımı bilen, her bir nimetin en ince ayarını gören, gözeten, sesleri, renkleri, her şeyi benim için bana göre düzenleyen Allah’ım. Senin huzurunda, Senin dünyana, Senden habersiz el uzatmamdaki kusurumdan, cehlimden, hicabımdan Sana sığınıyorum. Bu büyük hatamın telafisi için kendim ve tüm insanlar adına Senden af dileniyorum. Hata bizden, af Senden. Senin affın her zaman geçerli. Biliyorum bütün dünya benim olsa, öte dünya benim olmayınca gamım kederim geçmeyecek, biliyorum. Bile bile aldanıyorum, bile bile kapılıyorum. Tek şansım var biricik sığınağım var. O da Sensin, Rahmansın, Rabbimsin. Sonsuz af ve merhamet sahibisin. Ben kendime Senin kadar merhametli değilim, hiç kimseye karşı da değilim. Hiç kimse Senin kadar yarattıklarına merhametli olamaz. Çünkü Sen erhamürrahiminsin.
Dec. 15
|
|
|
ALPER TUNGAwrote:
yahu islam davetçisi...ANLADIM İYİ ANLATIYORSUN HOŞ ANLATIYORSUN DA;SEN HANGİ DEVİRDE YAŞIYORSUN ONU ÇÖZEMEDİM.
BİRADER BU ÇAĞ DA İSLAMI VE ALLAH'I İNKAR EDEN FİLAN YOK...SADECE İNSANLARIN KENDİ İLAHLARINI VE ONA YAPMAYI PLANLADIKLARI İBADETLERİ DE KENDİLERİNİN SEÇTİĞİ BİR ORTAM VAR.ÖCE YARATIP SONRA TAPMA HİKAYESİ..BASİTÇE;MEKKE DÖNEMİ CAHİLİYYE İŞİ..ONUN İÇİN SENİN ŞU VAAZ STİLİN BENİ HİÇ Mİ HİÇ AÇMADI..BİR DE NE CİHADINDAN BAHSEDERSİN ANLAMIŞ DEĞİLİM.NE CİHADI,NEREDE VE KİME KARŞI...UYGUN OLURSAN ŞUNLARI BİR NETLEŞTİRELİM..SEN DE KENDİ İBADETİNİ KENDİ YARATANLARDAN OLMA YANİ ..SELAMLAR.
Oct. 16
|
|
|
_LiYa_ MaVi_MeLeKwrote:
Kuranla Konuşan Kadın
-------------------------------------------------------------------------------- Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah ibn Mübarek hazretleri anlatıyor: Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selâm verdim; selâmımı "Söz olarak Rahîm bir Rabden selâm sözüdür onların duyacağı" (Yâ-Sîn: 58 ) âyetiyle aldı. "Buralarda ne yapıyorsun?" diye sordum. "Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur" (A'râf: 186 ) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş. Nereye gittiği soruma "Bir gece kulunu Mescid-i Haram'dan alıp Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ı tesbih ederim" (İsrâ: 1) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs'e gidiyor. "Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?" dedim. "Tam üç gece (yani üç gündür)" (Meryem: 10 ) dedi. Yiyecek verme teklifinde bulundum. "Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın" (Bakara: 18 7 ) âyetini okudu. "İyi de Ramazan'da değiliz" dedim. "Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir" (Bakara: 158 ) âyetiyle cevap verdi. "Yolculukta oruç açılabilir" dedim. "Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır" (Bakara: 184 ) âyetini okudu. Niye benim gibi konuşmadığını sordum. "Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun" (Qâf: 18 ) dedi. "Kimlerdensin?" diye sordum. "Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur" (İsrâ: 36 ) âyetiyle cevap verdi. "Hata ettim, hakkını helâl et!" dedim. "Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın" (Yusuf: 92 ) dedi. Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum. "Hayır adına ne işlerseniz Allah onu bilir" (Bakara: 215 ) âyetiyle mukabele etti. Devemi yanına getirdim. Binecekken, "Mü'min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar" (Nûr: 30 ) âyetini okudu. Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. "Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir" (Şûrâ: 30 ) âyetini mırıldandı. "Sabret, deveyi bağlayayım!" dedim. "Bu hususta Süleyman'ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık" (Enbiyâ: 79 ) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti. Deveye bindi ve "Bunu bize baş eğdiren Allah'ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!" (Zuhruf: 13-14 ) âyetlerini okudu. "Haydi!" diye deveyi hızlandırdım. "Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!" (Lokman: 19 ) mukabelesinde bulundu. Yürürken şiir okumaya başladım. "Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun!" (Müzzemmil: 20 ) dedi. "Şiir okumak haram değil ki!" dedim. "Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!" (Bakara: 269 ) cevabını verdi. Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum. "Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!" (Mâide: 101 ) âyetini okudu. Derken kafilesine ulaştık ve "Kafile içinde kimsen var mı?" dedim. "Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!" (Kehf: 46 ) dedi. Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum. "Allah İbrahim'i dost edindi; Allah Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitab'a kuvvetle tutun!" (Nisâ: 125, 164; Meryem: 12 ) âyetlerini okudu. "Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!" diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç "Buyur!" diye çıkageldi. Onlara para verip, "Bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!" (Kehf: 19 ) dedi. Yiyecek gelince bana, "Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!" (Hâqqa: 24 ) dedi. Çocuklara, "Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!" dedim. "Annemiz" dediler, "Ağzından Cenab-ı Allah'ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur'an'la konuşur." İbn Mübarek, bu hadiseyi Kur'an'da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.
Aug. 18
|
|
|
menzile hasretwrote:
AFFEYLE YARAB
HAK HABİBİN AŞKINA AFFEYLE YARAB HAK HALİLİN AŞKINA AFFEYLE YARAB ADEMİ CENNETTEN ÇIKARAN SENSİN, DAĞLARI DÜZLÜĞE İNDİREN SENSİN, DAMLALARI IRMAĞA ERDİREN SENSİN, ADEMİN AĞDINA AFFEYLE YARAB.. NUHUNA DAĞLARI AŞIRTAN SENSİN, BABİL BAĞLARINI YEŞERTEN SENSİN, DELİ RÜZGARLARI ESTİREN SENSİN, NUHUN HATRINA AFFEYLE YARAB.. MUSAYI KARŞINA ALANDA SENSİN, BİZE BU CANI VERENDE SENSİN, CENNETİ AYAĞIMIZA SERENDE SENSİN, ASAYIMUSA HÜRMETİNE AFFEYLE YARAB.. DAVUDA DEMİRİ ERİTEN SENSİN, AĞACA MEYVAYI VERENDE SENSİN, YILDIZLARI KAYDIRAK YAPANDA SENSİN, DAVUDUN SESİNE AFFEYLE YARAB.. İSAYI BABASIZ YARATAN SENSİN, SENİ BİZLERE ARATAN SENSİN, BİZLERİ SENDEN UZAĞA ATANDA SENSİN, İSA YI MERYEM YÜZÜNE AFFEYLE YARAB.. İBRAHİME İSMAİL İ VERENDE SENSİN, İSMAİLİ KURBAN EDENDE SENSİN, KOÇU KURBAN EDİP KURTARAN SENSİN, İSMAİL KURBANINA AFFEYLE YARAB.. HIZIRI DÜNYADA GEZDİREN SENSİN, ACİZLERE YARDIM ETTİREN SENSİN, FAKİRLERİN SOFRASINA OTURTAN SENSİN, HIZIR HÜRMETİNE AFFEYLE YARAB.. ZEKERİYA YI ŞEHİT ETTİREN SENSİN, MERYEM-İ ZAHİD ETTİREN SENSİN, AZGINLIKTA BİZLERİ SEKTİREN SENSİN, ZEKERİYA KANINA AFFEYLE YARAB.. YUSUFU GÜZEL YARATAN SENSİN, ZÜLEYHANIN SAÇLARINI TARATAN SENSİN, MISIRDA BUĞDAYI ARATAN SENSİN, YUSUF GÜZELLİĞİNE AFFEYLE YARAB.. YAKUBU İMTAHAN EDENDE SENSİN, GÖZLERİNİ KÖR EDİP AÇANDA SENSİN, BÜNYAMİNE YUSUFU BULDURAN SENSİN, YAKUP GÖZLERİNE AFFEYLE YARAB.. YUNUSU BALIĞA YUTTURAN SENSİN, BALIKTAN KARAYA ATTIRAN SENSİN, SANA UZAKTAN BAKTIRAN SENSİN, YUNUS HÜRMETİNE AFFYELE YARAB.. EYYUBA YARALAR VEREN DE SENSİN, YARALI SARMALAYIP YERENDE SENSİN, BİZLERİN YARDIMINA GELENDE SENSİN, EYYUB DUASINA AFFEYLE YARAB.. HARUNU MUSAYA YAREN EDENSİN, ONLARI KARDEŞ EDENDE SENSİN, BUZAĞI MUSİBETİNİ VERENDE SENSİN, HARUN SEVGİSİNE AFFEYLE YARAB.. HIZIR LA İLYASI BULUŞTURAN SENSİN, KARDAN YAĞMURU OLUŞTURAN SENSİN, BİZLERİ KENDİNE KOŞTURAN SENSİN, İLYAS AŞKINA AFFEYLE YARAB.. İBRAHİMİ NARA ATANDA SENSİN, ATEŞİ SUYA DÖKENDE SENSİN, DOSTU DOSTUNA GETİREN SENSİN, HALİLİN SEVGİSİNE AFFEYLE YARAB.. LOKMANI HEKİM YAPANDA SENSİN, BİZLERE HAKİM OLANDA SENSİN, GÖNLÜMÜZE GÜL OLUP DOLANDA SENSİN, LOKMAN HAYRINA AFFEYLE YARAB.. SALİHE DEVEYİ GÖNDEREN SENSİN, DAĞI YARIP İÇİNDEN ÇIKARAN SENSİN, ONA KEVSER SUYUNU İÇİREN SENSİN, SALİH DEVESİNE AFFYELE YARAB.. SÜLAYMANI HÜKÜMDAR KILANDA SENSİN, KURTLARA SULTAN EDENDE SENSİN, RÜZGARI YÖNÜNE ESTİREN SENSİN, SÜLEYMAN HÜKMÜNE AFFEYLE YARAB.. ALEMLERİ ONUN İÇİM YARATAN SENSİN, AHMEDİNE SEVGİLİM DİYENDE SENSİN, MAHMUDUNU YANINA ALANDA SENSİN, MİRACINA BİZLERİ AFFEYLE YARAB.. MUSTAFANI HİCRET ETTİREN SENSİN, BEDİRDE KAFİRLERİ YENDİREN SENSİN, EBUBEKİRİ AKREBE SOKTURAN SENSİN, HABİBİN GÖZYAŞINA AFFEYLE YARAB.. SEN NE DERSEN AMENNA DEDİRTEN SENSİN, ONU HABİBİNE YAREN EDENDE SENSİN, BEKRİNİ CENNETİNE KOYANDA SENSİN, BEKİR SAKALINA AFFEYLE YARAB.. ÖMERİ GADDAR KILANDA SENSİN, O KALBE SEVGİYİ DÖKENDE SENSİN, ONU ÇOCUK GİBİ AĞLATAN SENSİN, ADALETLİ HALİFENLE AFFEYLE YARAB.. OSMAN DAN MELEKLERİ HAYA ETTİREN SENSİN, KUR-ANINI KANIYLA SULAYAN SENSİN, PEYGAMBERE HALİFE EDENDE SENSİN, ZİNNUREYNİN HAYASINA AFFEYLE YARAB.. ALİYİ HAYDAR-I KERRAR KILANDA SENSİN, HABİBİNE DAMAT EDENDE SENSİN, FATMAYA SEVGİLİ EDENDE SENSİN, ARSLANIN HÜRMETİNE AFFEYLE YARAB.. İKİ ÖKSÜSÜZÜ YARATAN SENSİN, HÜSEYİNİ KERBELADA SEHİT ETTİREN SENSİN, HASANI MAHSUN KILANDA SENSİN, İKİ YETİM ÖZÜNE AFFEYLE YARAB.. ERDEMOĞLU KULUNU ZELİL EYLEDİN, YIKTIN OCAĞINI VİRAN EYLEDİN, GÖNÜL BAĞINI TALAN EYLEDİN, İSMİ AZAMIN HÜRMETİNE AFFEYLE YARAB... FATİH ERDEM
Aug. 18
|
|
|
“Kendi vatanımı savundum. Biz Rusları çağırmadık. Onlar gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz savaş istemedik, onlar gelip bizimle savaşmak istediler. Askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdüler. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil mükafattır. ALLAH’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey, ALLAH’ın elinde. O istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce ALLAH’ın sonra komutanım Cehar Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.”
Salman Raduyev { Yanlız Kurt}
Aug. 4
|
|
|
oooooooooowrote:
2.Kulun Allah'a Olan Muhabbeti Hakkında Şer'î deliller
Tüm müslümanlar gerek Allah'a, gerekse Hz. Peygamber'e muhabbetin her müslüman için farz olduğunda ittifak etmiştir. Acaba olmayan birşey nasıl farz kılınır? Acaba sevginin tabiî meyvesi olan ibadetle nasıl tefsir edilir? Elbette meyvesinden önce sevginin olması lâzımdır. Ondan sonra insan sevdiğine itaat eder. Ayetler Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler!(Maide/53) İman edenler ise en çok Allah'ı severler.(Bakara/165) Bu ayetler, muhabbetin ve muhabbette insanların değişikliğini isbata delildir. Hadîsler Hz. Peygamber, Allah'a olan sevgiyi, birçok hadîsinde imanın şartından kılmıştır. Ebu Rezîk Akilî şöyle sordu1:'Ey Allah'ın Rasûlü! İman nedir?' Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: Allah ve Rasûlü'nün senin nezdinde her şeyden daha sevimli olmalarıdır,2 Sizden bir kimsenin nezdinde Allah ve onun Rasûlü her şeyden daha sevimli olmadıkça kişi iman etmiş sayılmaz.3 Ben bir kişinin nezdinde aile efradından, malından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça o kişi iman etmiş sayılmaz.4 Bu hadîsin başka bir rivayetinde 'onun nefsinden de' ziyadesi vardır. Durum nasıl böyle olmasın? De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, karılarınız, soylarınız, kazandığınız mallar, geçersiz olmasından korktuğunuuz ticaret, hoşunuza giden meskenler size Allah'tan, elçisinden ve O'nun yolunda cihaddan daha sevgili ise, o halde Allah'ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.(Tevbe/24) Allah Teâlâ bunu tehdit ve kişinin bu hareketinin inkâr sadedinde olduğunu göstermek için sevketmiştir. Hz. Peygamber de muhabbeti emrederek şöyle buyurmuştur: Size gıda olarak verdiği nimetlerden dolayı Allah'ı seviniz. Beni de Allah'ın sevmesinden dolayı seviniz!5 Bir kişi şöyle dedi: - Ey Allah'ın Rasûlü! Ben seni seviyorum! - O halde fakirlik için hazırlan! - Muhakkak ki ben Allah'ı da seviyorum. - O halde bela için de hazırlan!6 Hz. Ömer'den şöyle rivayet ediliyor: Ashabdan Mus'ab b. Umeyr, sırtında kemer gibi yaptığı bir koç derisi olduğu halde Hz. Peygamber'e geldiğinde Hz. Peygamber ona bakıp şöyle dedi: Şu Allah tarafından kalbi nûrlandırılmış kişiye bakınız! Ben onu anne ve babasının yanında kendisini en tatlı yemek ve içkilerle besledikleri halde gördüm. Allah ve Peygamber sevgisi onu gördüğünüz hale davet etti. (O da icabet etti!) Meşhur bir haberde şöyle vârid olmuştur: İbrahim (a.s) ruhunu kabzetmek üzere gelen ölüm meleğine 'Sen hiç dostunu öldüren bir dost gördün mü?' diye sorunca, Allah Teâlâ ona vahiy göndererek 'Sen hiç sevdiğinin huzuruna varmaktan çekinen bir dost gördün mü?' dedi. Bunun üzerine İbrahim (a.s) 'Ey ölüm meleği! Hemen ruhumu kabzet'! dedi. Bu durumu ancak bütün kalbiyle Allah'ı seven bir kul bulabilir. Bu kul ölümün sevdiği ile birleşmeye sebep olduğunu bilince hemen ölüme doğru atılıverir. Çünkü Allah'tan başka bir sevdiği yoktur ki ona iltifat etsin. Hz. Peygamber bir duasında şöyle demiştir: Yârab! Kendi muhabbetini ve seni sevenin sevgisini ve beni sevgine yaklaştıran şeyin sevgisini bana ihsan eyle! Sevgini soğuk sudan bana daha sevimli kıl!7 Bir bedevî Hz. Peygamber'e gelerek 'Ey Allah'ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacaktır?' diye sordu. Hz. Peygamber 'Kıyamet için ne hazırladın?' dedi. Bedevî 'Kıyamet için ne fazla namaz ve ne de oruç hazırladım. Ancak ben Allah'ı ve onun Rasûlü'nü seviyorum' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle dedi: 'Kişi sevdiğiyle beraberdir'.8 Enes der ki: 'İslâm'dan sonra bu olay ile sevindikleri kadar müslümanlarm hiçbir şeyle sevindiklerini görmedim!' Ashab'ın ve Âlimlerin Sözleri Hz. Ebubekir (r.a) şöyle demiştir: 'Kim Allah'ın gerçek muhabbetini tadarsa, bu onu dünya talebinden uzaklaştırır ve bütün halktan ürkütür!' Hasan şöyle demiştir: 'Rabbini tanıyan onu sever! Dünyayı tanıyan ona zâhid olur! Mü'min bir kimse oynayıp gaflete dalmaz! Düşündüğü zaman üzülür!' Ebu Süleyman ed-Dârânî şöyle demiştir: 'Allah'ın kulları içinde öyle bir grup vardır ki cennet ve cennetin içindeki nimetler bile, onları Allah'tan uzaklaştırmaz. Onlar dünya ile nasıl Allah'tan uzaklaşacaklardır?' Rivayet ediliyor ki Hz. İsa (a.s) bedenleri zayıf düşmüş, beti benzi uçmuş üç kişinin yanından geçerek kendilerine şöyle sordu: 'Sizi bu hale getiren nedir?' Onlar 'Ateş korkusu!' dediler. Hz. İsa 'Korkan bir kimseyi emniyete kavuşturmak Allah Teâlâ'nın üze-rine haktır' dedi. Sonra onları geçti. Başka bir üç kişiye rastladı. Baktı ki onlar daha zayıf, benizleri daha uçuk. 'Sizi bu hale getiren nedir?' diye sordu. Onlar 'Cennete olan şevkimiz!' dediler. İsa (a.s) 'Size umduğunuzu vermek Allah'ın üzerinde bir hak oldu' dedi. Sonra onları geçip üçüncü bir gruba rastladı. Baktı ki onlar daha zayıf ve benizleri daha uçuk... Sanki onların yüzünde bir nûr vardır. 'Sizi bu gördüğüm dereceye ulaştıran nedir?' dedi. Onlar 'Biz Allah'ı (c.c) seviyoruz! (Bizi bu hale getiren Allah sevgisidir)' dediler. İsa (a.s) 'Mukarrebler sizlersiniz! Sizsiniz mukarrebler! Sizsiniz mukarrebler!' dedi. Abdülvahid b. Zeyd 'Kar içerisinde dikilen bir kişinin yanından geçerken 'Sen üşümez misin?' dedi. Adam 'Kimin içinde Allah muhabbeti varsa o üşümeyi hissetmez!' diye cevap verdi. Sırrı es-Sekatî'den şöyle rivayet edildi: 'Kıyamet günü ümmetler peygamberlerinin adıyla 'Ey Musa ümmeti!' Ey İsa ümmeti! Ey Muhammed ümmeti! diye çağrılırlar. Allah'ın muhibleri ise bu şekilde çağrılmazlar. Onlar 'Ey Allah'ın velî kulları! Allah'a geliniz!' diye çağrılırlar. Bu sesleri işittikleri zaman kalpleri neredeyse çatır çatır çatlar". Harem b. Hayyan dedi ki: 'Mü'min rabbini tanıdığı zaman sever! Sevdiği zaman yönelir. Yönelmenin tadını aldığı zaman dünyaya şehvet gözüyle, ahirete de fetret gözüyle bakmaz!' Mü'minin bu dünyada hasret çekmesi, ahirette istirahat etmesi demektir. Yahya b. Muaz şöyle dedi: 'Allah'ın affı bütün günahları kapsar! O'nun rızası acaba nasıl olur? O'nun rızası bütün emel ve is-tekleri kapsar! O'nun sevgisi acaba nasıl olur? O'nun sevgisi akılları deşete sevkeden Acaba O'nun muhabbeti nasıldır? O'nun muhabbeti O'ndan başkasını unutturur. Acaba O'nun lûtfu nasıldır?' Bazı (semavî) kitablarda şöyle vârid olmuştur: 'Ey kulum! Senin hakkın için ben sana muhibim. Senin boynundaki hakkımın hatırı için sen de bana muhib ol!' Yahya b. Muaz şöyle demiştir: 'Hardal tanesi kadar muhabbet, bana muhabbetsiz yetmiş senelik ibadetten daha sevimli gelir!' Yine Yahya b. Muaz şöyle demiştir: 'İlâhî! ben senin avlunda duruyorum. Çocukluktan beri senin senânla meşgulüm. Beni yanına aldın. Marifetinle bana gömlek giydirdin. Lütfunla bana imkân verdin. Beni haller içerisinde evirip çevirdin. Örtmek, tevbe, zühd, şevk, rıza ve muhabbet içerisinde beni haşr u neşr ettin. Havuzlarından bana içirdin. Bahçelerinden bana yemek imkânını verdin. Emrine yapıştığım, kavline aşık olduğum halde bunları bana yaptın. Büyüdüğüm zaman senin katından nasıl uzaklaşırım? Oysa ben daha küçükken bunu senden aldım. Hayatta oldukça senin manevî etrafında yalvarıp sana fısıldayacağım. Çünkü ben muhibbim. Her muhib, habibine aşkla bağlıdır. Habibinin dışında herşeyden uzaklaştırılmıştır'. Allah'a muhabbet hakkında sayılmayacak kadar haber ve eser-ler vârid olmuştur. Bu apaçık bir durumdur. Karışıklık onun mânâsını tahkik etmek hususundadır. Bu bakımdan biz manâ ile meşgul olacağız
July 14
|
|
|
nihat __wrote:
ÜÇ AYLARIN ÖNEMİ
"Esselamün aleyküm gönül dostları ! Mübarek üç aylara bu yılda kavuştuk çok şükür..Geçen yıl bu mübarek ayları gözyaşlarıyla uğurlayan nice mü?min bu yıl maalesef yok.Çünkü ecel geldi ve onları bu dünyadan alıp ebedi aleme götürdü.bu mübarek günlerin değerini iyi bilmek lazım..çünkü bir sonrakine yetişemeyebiliriz.. Nedir bu ayların önemi?.., Neden bu günleri ibadetle ve tövbe istiğfarla geçirmemiz gerekiyor ?... Efendimiz (as)e geçmiş milletlerin ömrü bildirilmiş..Hep uzun yaşamış bu milletler.., Yüzlerce yıl yaşayan bu insanlara kıyasla bizim yaşadığımız ortalama 60-70 yıl ömür Efendimize çok az görünmüş ve sevgili peygamberimiz Rabbimize dua etmiş..Bu kısacık ömürde ,uzun ömürlü olan diğer milletlerin işledikleri salih amelleri benim ümmetim işleyemez diye hayıflanmış..Sevgili peygamberinin bu durumunu gören ALLAH teala da bunun üzerine ona bin aydan daha hayırlı?? kadir gecesini?? ihsan etmiş.. Sadece kadir gecesi mi ? hayır.., Kadir gecesi gibi üç ayların (recep-şaban-ramazan )içinde bulunan ??Regaip,miraç ,berat geceleri de Rabbimizin bizlere ömrümüzü bereketlendirmek için verdiği mübarek gecelerdir. Recep ayı girdiğinde Efendiler efendisi şöyle dua ederdi : ?? Allah?ım hakkımızda Recep ve Şabanı mübarek kıl ,ve bizi Ramazan ?a eriştir.?? Regaip: herhangi bir şeyi istemek,arzulamak,onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir.. Rabbimiz şöyle buyuruyor: ??Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim,Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir (mü?min suresi- 60)?? Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v )buyuruyor ki:Şaban ayının yarısı oldumu o geceyi ibadetle ihya edin.(Beraat gecesi )Gündüzünde oruç tutun.Çünkü o akşam Allah teala grup vakti dünya semasına tecelli eder ve ,istiğfar eden yok mu ki,affedeyim,rızık isteyen yok mu ki ona rızıkvereyim,hastalığa uğramış yok mu ki ona afiyet vereyim der..(et-tac-11-154) Yine Rabbimiz buyuruyor:Biz onu (kur?anı )kadir gecesinde indirdik.kadir gecesinin ne olduğunu sen bilirmisin ? kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.O gecede Rablerinin izniyle melekler ve ruh (Cebrail )her iş için iner dururlar.o gece esenlik doludur.ta fecrin doğuşuna kadar..( ayet- kadr-97/1-5) Efendimiz (a s )buyuruyor:??kim kadir gecesinin sevabına inanarak içtenlikle ihya ederse ,geçmiş günahları bağışlanır ??(riyazüs-salihin ,11-464) Bu ve bunun gibi ayet,hadis doludur mübarek geceler ve günlerle ilgili..Bence bu kadar yeter..Asıl anlamamız gereken sevgili peygamberimizin bizi cehennemden kurtarma gayreti ve yüce Rabbimizin vasıta yaptığı bunca şey?.. Efendimizin duası üzerine Rabbimiz ömrümüzü bereketli kılacak bu mübarek gün ve geceleri ihsan etmiştir. Düşünün bir kere 60-70 yıllık bir hayatta kaç yıl düzgün ve düzenli ibadet edebilirsiniz ?.. Ömrümüzün 20 yılı çocukluk ve delikanlılık yılı olarak geçiyor,50 sinden sonra ise hastalıklar yaşlılık vs .. kalan 20-30 yılın acaba kaç saatini/ayını/yılını..ibadete harcıyoruz ?.. İşte bu mübarek gün ve geceler bizler için fırsat..Bir gecede kurtuluş beratını alabilir,veya yine (bir geceyi değerlendirerek bin ay yaşamış bir insanın ömrünün her anını ibadetle geçirmesi mümkün değilken)biz bir gecede tüm bir hayatı ibadetle geçirmiş sevabı alıyoruz.. Bu mübarek günlerde yapılan ibadetleri değerli kılan bir diğer hususta üstadın(Bediüzzaman hz.) ??manevi şirket ?? leşme diye sözettiği manevi ortaklıktır.. Bu mübarek gün ve gecelerde tüm Müslümanlar hem kendileri,hem birbirleri için dua ederler..Dualarında başta Efendiler efendisi ,sahabeler,evliyaullah olmak üzere ALLAH( cc )ın tüm sevgili kullarını zikrederlerse manevi bir şirket oluşur.zaman ve mekan sınırları aşılır ve bir ucu ta Adem ( a s )a dayanan büyük bir ortaklık kurulmuş olur.Bizim dualarımızdan onlar ,onların dualarından da biz istifade etmiş oluruz..böylece yüzlerce binlerce hatta milyonlarca sevap kazanılır kısa sürede .. Nasıl karlı bir ortaklık değil mi ?... Bu gecelerle ilgili nasıl ibadet edilmeli,ne okunmalı ? Bu konu da birçok ilmihalde değişik dualar,ibadet,zikir tavsiyeleri var. Fazla detaya dalmadan bende faydalı olur ümidiyle birkaç şey söyleyeceğim: Diğer günlerden farklı olarak en az iki rekat olmak üzere nafile namaz kılabilirsiniz.., kur?anı kerim okuyun veya okuyanları dinleyin.., Mümkünse camiye gidip vaaz dinleyin ,değilse evde islamı anlatan ne bulursanız okuyun.., Efendimiz (a s )e salatü ?selam getirin bol bol, ve onun şefaatini dileyin.., Ciddi bir nefis muhasebesi yapılmalı,hatalardan dönmeye azmetmeli,hayra yönelme yönünde iradeler kuvvetlendirilmelidir.., Zikir yapılmalı,tefekkür edilmeli,bol bol dua edilmelidir.. Peygamber efendimiz (sas )in bu gecelerde şu duayı okuduğunu naklederler: ??Allahümme inneke afüvvün tuhibbül ?afve fa?fü anni ?? :Allah?ım sen affedicisin,affetmeyi seversin ,beni de affet?? ? Şeytan bu gecelerde ve günlerde kaçacak delik arar gerçi..ama olurda size vesvese vermeye kalkarsa sakın ona aldırış etmeyin..bu günün işini seneye bırakmayın .Belki o sene ve o mübarek gün tekrar gelir ama sizin ömrünüz onu tekrar görmeye yetmeyebilir.. Hiçbir şey bilmemekte mazeret değil oturun seccadenin üzerine açın ellerinizi samimiyetle ve peygamberimizin yaptığı duayı yapın: ??ALLAH?IM SEN AFFEDİCİSİN,AFFETMEYİ SEVERSİN,BENİ DE AFFET ?? Deyin .inşaallah affına mahzar olursunuz.. Allah hepimizi bu mübarek gün ve geceleri hakkıyla değerlendirenlerden eylesin (amin)
July 7
|
|
|
Zakir Haymanawrote:
Dostlar arasına hasret uçurumu girdiğinde, yıldızlarla vuslat köprüsü kurduk yürekten yüreğe. Gönlümüzün hasret günlüğüne unutmayı ve unutulmayı hiç yazmadık
Duygular vardır anlatılamayan, sevgiler vardır kalplere sığmayan, dostluklar vardır hiçbir şekilde yıkılmayan, bazı insanlar vardır asla unutulmayan Hiç kimse bir arkadaş kaybedecek kadar zengin değildir. Hele ben hiç değil. Affet beni dostum… Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur. Gel seni bi kuçaklıyayım yaa ? Her dostluğun gökyüzünde bir meleği varmış, yeryüzünde biten her dostluk için gökyüzünde bir melek ağlarmış, sana ant olsun ki bizim meleğimiz asla ağlamayacak dostum... Dost bazen minik bir kuş bazen var olmayan sevgili, kimi zaman saksıda bir çiçektir, ama asıl dost seni senden çok sevendir Her dostluğun gökyüzünde bir meleği varmış, yeryüzünde biten her dostluk için gökyüzünde bir melek ağlarmış, sana ant olsun ki bizim meleğimiz asla ağlamayacak... Dünyada birçok insan vardır. Kimi mutlu, kimi mutsuz, kimi ağlayıp, kimi gülüyor ama güzelliklere ve mutluluğa layık bir insan var ki,o da su an bu mesajımı okuyor. Dost dediğin deniz kenarındaki taşlara benzer, önce birer birer toplarsın, sonra yavaş yavaş atmaya baslarsın. Fakat bazılarını atmaya kıyamazsın, sen atmaya kıyamadıklarımdansın. Güneşe bağlandı korkuyla önce insan. Sonra ateşe, suya ... Ay battı su kurudu gün bitti.. Sevgi kardeşlik dostluktu sonsuz olan..can dostuma Dostluklara mesken ßu yürek asklara degıl sevgılının gozlerıne degıl dostun sozlerıne, selamın'a merhabasına muhtac bu yurek merhaba ey dost bu gece de yurektesın... Kilometrelerce uzaklıklara gizlenmiş olsada dostluğumuz aynı gökyüzünü paylaştığımız sürece dostuz! Sevginde ölçülü ol ey gönül, sevdiğin düşmanın olur bir gün,düşmanlıkta katı olma ey gönül, düşmanın dostun olur bırgün... Ruhumdan başka dostum olmadı ve derdimi dinleyen sadece gönlüm vardı Unutmayı bılıp sevgıyı bılmeyenler unutur ama sevmeyı bılıp de unutmayı bılmeyenler asla unutmaz cunku onlar sevgıye asıktırlar...sevgıye hasretlerdır... (koray bu soz sana ve sana benzeyenlere... Deniz derindir durulmaz dostluk ebedidir unutulmaz En koyu mavilikleri avucuna, en içten mutlulukları gözlerine, en derin sevgileri kalbine bırakıyordu.hep mutlu ol.. Gül kokusu akşamlarda dost hasreti yaşadık belki yeri geldi ayrılıklara ağladık ama kalbimizde yaşattığımız dostluğumuzu asla unutmadık Baki dostluk adına nice dilekler vardır. Ölümün dahi ayrılık sayılmadığı gönüller vardır. Mesafeler araya set çekmişse ne çıkar. Sevgide birleşen yürekler vardır Gülmek senin ıcıHer dostluğun gökyüzünde bir meleği varmış, yeryüzünde biten her dostluk için gökyüzünde bir melek ağlarmış, sana ant olsun ki bizim meleğimiz asla ağlamayacak...n bir tutku olsun...olurda bir gün ağlarsan eğer o da mutluluktan olsun... Evet arkadaşım!gülmek varken surat asmak niye,güldürmek varken ağlatmak niye,güzel sözler söylemek varken,kalpleri kırmak niye?hayat çok kısa arkadaşım ve bu dünyadaki hıc bır sey kırılan kalplere değmez. Zengin; çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir. Kalp zenginliğinden mahrum olan kimse, ne kadar geniş servete sahip olursa olsun yine fakirdir. Tamamı ve hırsı sebebiyle de halk nazarında hakirdir. Kalbi zengin olan kimse de ne kadar fakir olsa herkesin nazarında muhteremdir. Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler bağrına taş basarsın acılar bir gün diner giden gitsin aldırma yangınlarda söner sakın bakma arkana krallar önde gider Gün gelir bir gün yanlız kalırsan. akı verirse iki damla gözyaşı gözünden canlanırsa anıların birden bire beni hatırla... Yürek umutlara gebe olduğundan beri, dostluklar ayrılıklara yenik düşmedi..gönlümüz darağacındayken bile, küsüp dostlarımızı sevmeyi unutmadık biz..! Rüzgârın kemanını çaldığı, damlaların cama vurduğu bir pencerede yatağına uzanıp ta keşke dediğin tüm güzellikler gerçek olsun. Bizim ömrümüzde ırmaklar vardır, sularında hayallerimizi yüzdürdüğümüz.bizim ömrümüzde dostlarımız vardır,günlerimiz ayrı gectigınde üzüldüğümüz...
July 7
|
|
|
_LiYa_ MaVi_MeLeKwrote:
EY NEFIS! KIYAMET’i OKU!
""Yemin olsun kıyamet gününe Yemin olsun kendini kınayan nefse ... İnsan zanneder mi ki başıboş bırakılacak ... Bütün bunları yapan ölüleri yeniden diriltemez mi? (Kıyamet: 1-2...36...40)"" EY HER ÂNININ ölümüyle lezzetindeki elemi tattığı halde hâlâ den’i olana hırsla sarılan nefsim! Sanki dünya olmuşsun da ömrünün kıyamete kadar süreceğini vehmedip habire erteleyip duruyorsun. Heyhat! Nice kıyametler kopmuş başına da farkında değil misin? Yakın olan her geleceğin aslında gelmiş olduğunu bilmiyor musun? Ey nefis! Geleceğin geçmiş olsa da yaptıkların mazi olmaz. Hep hafa toprağınde durmaz. Bilmez misin ki kara toprak altında tesettür eden tohum misali, kusurların ahiret baharında dev ağaç büyüklüğünde yüzüne vurulur. Yoksa maziye gömüldü de kayboldu mu sanırsın? Ne olacak küçük deyip de geçme. Kim bilecek deyip de aldanma. Toprağın altında kimsenin bilmediği nice zerre misal tohumcukların kalplerinde saklı olanlar dağ büyüklüğünde aşikâr edilir. Şaşarım sana ! Ölüm yokmuşçasına geçmişini helak ettiğin gibi geleceğini de facir yapıp FECİR mi beklersin. Ey aldanmış gafil! Bütün yalancı ışıkların tutulduğu an, gölgeyi yok eden güneşin aydınlığında nereye kaçacaksın? Rabbin mülkünün gayrını mı gördün de gaflete daldın. Elindeki fenerin ışığı dünyana karabasanlar doldurmakta.... Daha ne kadar gözüne uyku bürümeyen RAKİBinden kaçacaksın. Ama!... Deyişlerin yok mu?... “Daha zamanı var” deyişlerin.... Ele veriyor kendini sana. Amalar şahittir AMAlarına. Deve kuşu misali görmüyorumlara sığınıp kendini maskara yapma. GEL DİNLE BENİ DE VAHYE KULAK VER. Çıkmamış candan ümüdi kesme. Meleğin, kalbine Kur’an’ı okuyor dinle. Hımm anladım deyip de acele etme. Sabret! “Bu, şu manaya gelir, bundan şunu çıkardım” deme. Vahyin ışığında mücessem Kur’an olan kâinatı gözle. Hele bir dinle! Hadisat üzerine yorum getirme hemen. Bırak hadisat okutsun kendi yorumunu sana. Sen kalbine bildirileni söyle. Rabbin bildirmekte acizmişçesine: “Ben buldum, anladım.” deme. Fakat sen.. “Bana keşfedildi.” demeyi “keşfettim” demeye hiç yeğlemezsin. Aah! Dünyanın fani yüzünün müstehzi ışıklarına aldanıp onunla kendi ahiret güneşini söndüren nefis! Bilmez misin ki canının arzusunu Canan’ın rızası yaptığında huzur bulursun. Güneşe bakan bensiz reşhanın ışıl ışıl parladığını nasıl da unutursun! Bensiz ol ki din gününde senin de yüzün ışıldasın. O gün ya gülen yüzler görürsün ya da asık çehreler. Hatırla! Ölümün soluğunu ensende hissettiğin, hiç ardına bakmadan dakikalarca koştuğun zamanları. Nasıl da yüreğin küt küt atıyordu! Unuttun mu içinde yaşadığın kâinat genişliğinde kimsesizliğin, yapayalnızlığın ızdırabını. Nasıl da geceleri cesetler fırlatılıyordu üstüne. Uykudan karabasanlarla uyanıp yetimliğin ızdırabıyla hüngür hüngür ağladığın günleri anımsa. Sen canı boğazına gelenleri de gördün. Onun etrafındakiler nasıl da çaresizlik içinde ah vah ediyorlardı. Döşekteki gidişini anlayınca nasıl da bacakları birbirine dolaşmıştı. Hani şu Allah’ı inkâr edeni hatırla! Nasıl da ölüm döşeğinde günlece ızdırapla bağırıp “Allah var, Allah var!” diye bütün köye işittirircesine haykırıyordu. Sahi neydi ona bunu söylettiren. O an nereye gideceğini görmüştü elbet. Keşke iman edip namaz kılmış olsaydı. Hakk’a yüz çevirip yalanlayanların halini asıl o gün göreceksin. Mü’minlerle alay edip de arkadan gülüşenlerin halleri nicedir o gün. İnsan nasıl da kendi kendine tuzak kuruyor! Ettiklerinden dolayı kendine hep açık olan rahmete gözlerini yumuyor. Günahları pişmanlığına bir vesile iken Rabbin rahmetine perde yapıyor onları. Sonrada yüzleşmekten kaçarak temenni vari “Ölüp de dirilen kim var ki biz de dirilelim?” diyor. Ya da “Herkes aynı yolun yolcusu, bu kadar insan ne yaptıysa ben de onu yaptım.” deyip yaptıklarının hesaba çekilmeyeceğini sanır. Ey nefis ! Sen de canım çekti, deyip durdun. Herkes gibi kalabalığa uydun. Korkmaz mısın canların çekildiği günden. Unutma! Kalbini dünyaya bağlayan bağlar sökülüp çıkarılırken yaşayacağın o ızdırap anında kimse yanında olmayacak. Acını kimse paylaşmayacak. Heyhat ! Şaşarım sana! İnsanı kâinat kıymetinde yaratan neyi gayesiz yapmış ki. Gayesiz hareket eden bir zerre bulabilir misin bu âlemde. Bir sinek bile başıboş bırakılmazken, nasıl sen boş kalabilirsin! Zerre kadar çekirdeği boşa çıkarmayan, nasıl senin yaptıklarını boşa çıkarır ya da görmezlikten gelir. Sahi sen bir zamanlar görünmeyecek kadar küçük bir zerre diğil miydin? Sonra suyuna kan verilip, can verilmedi mi? Görünmez olan, aşikâr kılınmadı mı sana? O tek zerre içersinden erkek ve dişi her şey tefrik edilmedi mi? Kâinata bedel bir insan çıkmadı mı o zerrenin içinden? Madem öyle zerre hükmündeki anlarının kâinat genişliğinde aşikâr edilmesinden korkmuyor musun? Gel Rabbine dön ve nida et benimle! Ey tohumu açan ve içinden hayatı yeşillendiren Rabbim. Bizden tuba- i cennet olmayacak hiç bir tohum bırakma geriye. Geceyi gündüze dönüştürdüğün gibi cehennem zakkumlarını netice verecek anlarımızı mağfiretinle cennet ağacını netice veren tohumlar eyle. Huzurunda yüzümüzü kızartacak bir şey bırakma ki sana bakmaya yüzümüz olsun. Mevlam cümle müslümanları "nefsinin" oyuncağı maskarası olmaktan muhafaza buyursun....Gayret kuvvet versin inşallahurahman.. Amin… KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR '' Hz.MUHAMMED (S.A.V.)
July 5
|
|
|
_LiYa_ MaVi_MeLeKwrote:
EY RABBİM
Güzeli seven Rabbim, benim içimi nurlarınla güzelleştir… İçimin güzelliğiyle davranışlarım nurlansın!… Gözlerimin bakışında Sen olmalı, kirpiğimin ucundaki damlada Sen parlamalısın!… Senin yolunda çalışırken yorulduğum için dinlenmeliyim… rahatım da Senin için olmalı yani… Uykumda Seni sayıklamalıyım… Yollarım Sana gelmeli hep! Dönse dolaşsa yine Seni bulmalı adreslerim!... Hayatımdaki her ciddi adımı Senin için atmalı, yine Senin için koşmalıyım, Senin yolunda… Affetmeyi seven Rabbim, affedilmenin huzurunu yaşattır bana… Günahkar kulunun tek tesellisi; Senin huzurunda af dilerken, süzülen gözyaşlarıdır… Bunca günahıma rağmen, beni bir nebze rahatlatan; tövbe etmeyi nasip eden Rabbimin, kullarını affetmeyi sevmesidir… Senden koparma beni! Sensiz bırakma kalbimi… Senden uzak kalınca; öyle aciz, öyle çaresizim ki… Seninleyken huzurum dorukta; sanki her şey, her güzel şey benim, tüm mutluluklar benimle… Dünyanın tüm çiçeklerini koklasam, Sana dua ederkenki huzuru yine bulamam… En güzel sözleri kullansam Senin için, hep Seni söylesem konuştuğumda; Seni anlatmaya yine doyamam!... Dostlarını sevsem; kalplerinde Sen yaşıyorsun diye… Tüm yarattıklarına ibretle baksam; Seni hatırlatıyor diye… İçimdeki sevgiye dair ne varsa yapsam; Seni sevmeye yine doyamam!... Kulunu affeder misin Rabbim; beni Sana adasam?!... Güzeli seven güzel! Sana feda edeceğim güzellikler ver!...
July 3
|
|
|
_LiYa_ MaVi_MeLeKwrote:
Cemre cemre çoğalt bizi,
Yağmur yağmur yağdır bizi imanın serin diyarlarından mahrum kalmış kurak yüreklere, Irmak ırmak coştur bizi, Beyhude geçmiş yıllardan nice canlar döndürelim, Coşkun coşkun çağlat bizi, Yüreklerdeki gaflet yangını söndürelim, Hep sana Rabbim! Hep sana sadık kıl cümlemizi CUMANIZ MÜBAREK OLSUN
July 2
|
|
|
_LiYa_ MaVi_MeLeKwrote:
Sevgi, Allah (cc)'ın dünya hayatında yarattığı en güzel ve en büyük nimetlerdendir. Müslümanın sevgisinin temelinde ise, Allah (cc) sevgisi vardır. Allah (cc)'a karşı olan derin sevgisi, saygısı ve hayranlığı, yeryüzündeki Allah (cc)'ın tüm tecellilerine karşı da doğal bir sevgi ve muhabbet duymasına yol açar. Sevgiyi gerçek anlamıyla yaşayabilmek için ise bir insanın, diğer kişilerdeki güzel özellikleri, incelikleri görüp fark edebilecek imani bir akla sahip olması gerekir. Kişinin aklı ve vicdanı ne kadar açıksa, sevebilme gücü de o derece yüksek olur. İnsana bu üstün özellikleri kazandıran ise ancak samimi iman ve Allah (cc) korkusudur. Dolayısıyla insan, çevresindeki güzelliklere ve Allah (cc)'ın tecellilerine karşı da, ancak imanı ve Allah (cc) korkusu ölçüsünde sevgi duyabilir. Sevgi yönelttiğimiz her şeyde, sevgi hissini kalplere veren yalnızca Yüce Rabbimiz'dir. Şefkat ve muhabbet hissettiğimiz ne varsa, özünde, Yüce Allah'ın üstün yaratma sanatının, sonsuz ilminin, benzersiz güzelliğinin, sınırsız aklının ve kudretinin tecellileri vardır. Tüm kainat Yüce Allah (cc)'ın kullarına olan sevgisinin, merhametinin ve rahmetinin örnekleriyle doludur. Aklını ve vicdanını kullanan her insan, bütün bu güzellikleri ve nimetleri, insanlara lütfedenin Yüce Allah (cc) olduğunu görüp Rabbimiz'e teslim olur. Çevresinde gördüğü her detayda, Rabbimiz'in kullarına olan sonsuz sevgisinin örneklerini görür. Tüm bunlar ise iman edenlerin kalplerinde coşkulu bir sevgi duymalarına ve Rabbimiz'e gönülden bir aşkla bağlanmalarına vesile olmaktadır. Kalpte derin bir Allah (cc) sevgisi yaşamak ise, Müslümanın dünyada ve ahirette tüm hayatına güzellik, bereket ve nimet getirir. 'Silsile-i aliyye' adıyla da anılan büyük alimlerden Seyyid Abdülhakim Arvasi Efendi, insanların, hayatlarına hakim olan ızdırap ve felaketten ancak samimi Allah (cc) sevgisini yaşamakla kurtulabileceklerini şöyle açıklamıştır: "Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Hakk'ı tanımadıkça, Hakk'ı sevmedikçe, Hak Teala'yı hakim bilip, Ona kulluk etmedikçe, insanlar birbirini sevemez. Hak'tan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur." Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi de Allah (cc)'a derin bir sevgi ve muhabbet duyan insanın, Allah'ın tecellilerine karşı da bu ahlakı göstereceğini şöyle ifade etmektedir: "Bir insan en evvel muhabbetini Allah'a verirse, O'nun muhabbeti dolayısıyla Allah'ın sevdiği herşeyi sever. Ve mahlukata (yaratılmışlara) taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini tenkıs değil (azaltmaz), tezyid eder (artırır)." (Mesnevi-i Nuriye, s. 68)
July 1
|
|
|
_LiYa_ MaVi_MeLeKwrote:
EY ALLAH-IM SANA AŞKIMI İLAN EDİYORUM
Seni Seviyorum! Seni Seviyorum Allah'ım! Ne olur, ne olur sen de beni sev! Ne olur sen de beni sev!… Beni sevginle yaşat ve Sevginle canımı al! Sevginle dağıt bedenimi, Tekrar sevginle bir araya getir! Sevginle çıkayım kabirden, Sana koşayım yüreğimdeki sevginle! Mahşerde sevginin gölgesinde bekleyeyim Seni! Sevginle hesaba çek beni! Sevgi terazinde ölç sevgimi! Sahteyse sevgim, yak beni! Küçücük de olsa eğer, sevgim gerçekse; Sen de sev beni!.. Geçeyim sırat köprüsünden sevginle! Sevginle, dilimde isminle cennetine koy beni! Yüreğimdeki aşkınla yüreğine al beni, Nurunla yak, Cezbenle erit, Ruhuna kat beni! Ne olur sev beni Allah'ım, Ne olur sev beni!… Nasıl ki kuş kanatsız uçamazsa, ruhum da sevgin olmadan uçamaz, Sevgin kanadımdır benim! Nasıl ki beden cansız yaşayamazsa, ruhum da aşkın olmadan yaşayamaz, Aşkın canımdır benim! Nasıl ki insan sevmeden, sevilmeden yapamaz, bir canan ister, Ben de sensiz yaşayamam, Cananımsın benim! Nasıl ki bir ülke sultansız olmazsa, ruhum da sensiz olmaz, Sultanımsın benim!.. Kanadımsın, Canımsın, Cananımsın, Sultanımsın yarab! Nasıl ki kelebekler sevdalıysa ateşe, ve yanacaklarını bile bile nasıl dönerlerse ateşin etrafında, Nasıl kanat çırparlarsa Sevgili’ye doğru, Ben de senin nurunun etrafında öylece, tıpkı kelebekler gibi dönmek, Kanatlarımı senin aşkınla çırpmak Ve nurunun beni yakacağını bile bile sana kavuşmak istiyorum. Bu garip, bu sevdalı kelebeği nuruna kavuşturur musun yarab! Bana verdiğin onca nimetin kadrini bilemedim, Sana karşı o kadar mahcubum ki yarab! Beni affet, Beni bağışla ne olursun! Affını ve aşkını benden mahrum etme ne olursun!.. Yüreğim günahlarla o kadar kirlendi ki Rabbim! Senin için döktüğüm gözyaşlarımla yıkasam, arınır mı acaba yüreğim? Dünya müminin zindanıymış, Bunaldım bu zindandan Allah’ım! Yüreğimdeki sevgini öyle büyüt, öyle büyüt ki, Yüreğim artık bu dünyaya sığmaz olsun.. Aşkım miracım olsun Allah’ım, Aşkım miracım olsun! Kalbim bir Burağa dönüşsün ve beni alıp sana getirsin. Yedi kat göğü aşkınla aşıp huzuruna varayım, Huzurunda başımı secdeye koyayım, sonsuza dek hep öyle kalayım yarab! Öyleyken bir kere nazar et, Bir kere “Kulum!” de, kendimden geçeyim yarab!.. Ey Azrail! Sen ne güzel bir meleksin!.. Beni vuslatıma erdirir misin? Sevgili’ye götürür müsün beni? Kurtarır mısın beni bu dünya zindanından?.. Ey bizleri yoktan aşkıyla vareden şanı yüce Allah’ım! Beni aşkınla varettiğin gibi, aşkınla yaşat ve aşkınla yanına al! Ya Fettah! Gönül kapılarımı sevgine aç! Ya Latif! Bana sevgini, mağfiretini, bana cennetini, cemalini lutfet! Sevdiklerini sevmeyi nasip et Allah’ım! Ya Vedud! Ey sevgiyi vareden, sevgiyle vareden! Ey aşkı yaratan! Aşkın kaynağı, Aşkın merkezi, Aşkın ve aşıkların kıblesi! Ey en çok seven ve en çok sevilen, Ve sevilmeye en çok layık olan Allah’ım! Ey En Büyük Sevgili! Bana sevgini bahşet!. Ya Veli! Dostların en iyisi, en yücesi, Dostların en güzeli, en mükemmeli! Ey en büyük dost! Beni kendine, kendini bana dost kıl! Ya Semi! Ey her şeyi duyan Allah’ım! Sana söylediğim bu sevgi sözcüklerini duyuyorsun. Sen de sesini bana duyur Allah’ım!. Ne olur bana da söyle “Ey mutmain nefs! Razı olmuş ve razı olunmuş olarak gel!” diye… Ya Basir! Ey herşeyi gören Allah’ım! Garipliğimi, aczimi, kusurlarımı, günahlarımı görüyorsun yarab! Huzurunda bükülen boynumu, secdeye varmış başımı, Pişmanlıkla ve aşkınla döktüğüm gözyaşlarımı, yüreğimdeki sevgini görüyorsun! Sana layık olmasa da Allah’ım, Ettiğim secdeler hakkı için, Döktüğüm gözyaşları hakkı için, Yüreğimdeki aşkın hakkı için beni bağışla ve cennetine al! Al ki; senin beni gördüğün gibi, ben de seni göreyim, Cennetinde cemalini seyredeyim, Cemalinle kendimden geçeyim yarab! Ya Hay, Ya Muhyi! Alem seninle hayat bulur. Seni bilmeyenler, seni sevmeyenler birer ölüdür. Aşkından mahrum edip de beni öldürme! Bana aşkınla hayat ver yarab! Ya Hak! Ezelden ebede varolan tek gerçek sensin Allah’ım! Beni bu yalan dünyadan kurtar! Beni sevgi ülkesine, mutluluk ülkesine, beni cennetine al yarab! Ya Vekil! Dua, secde ve gözyaşıyla sana yöneldim, Sana tevekkül ettim, Sana güvendim! Vekilim yalnızca sensin! Sen ne güzel bir vekilsin yarab! Sen bana yetersin, aşkın bana yeter yarab! Ya Zahir! Ey varlığı apaçık deliller ile aşikar olan Allah’ım! Alemdeki her zerre seni haykırıyor! Ruhum varlığını, yüreğim aşkını haykırıyor Allah’ım! Ya Batın! Ey varlığı gözle görülemeyecek gizli hazine! Nuru binlerce perdenin ardından bile yakıp kavuran, Bu fani gözlerin görmeye dayanamayacağı güzellikte olan Allah’ım! Zahirimi de, batınımı da nurunla nurlandır, aşkınla güzelleştir yarab! Ya Vahid! Şirke düşmeme izin verme! Yüreğime sevmediklerinin sevgisini yerleştirme! Ya Hamid! Ey övülmeye layık olan Allah’ım! Seni hakkıyla övmekten acizim, Kelimeler yetersiz kalıyor seni övmeye! Yüreğim sevginin diliyle övüyor seni yarab! Ya Şehid! İlim ve kudretiyle ezelden ebede herşeye şahid olan Allah’ım! Aşkıma şahit ol! Aşkıma şahit ol! Aşkıma şahit ol! Yüreğimdeki sevginle şehid olarak ruhumu al, Huzuruna senin için dökülen kanlarımla geleyim yarab! Ya Hakim! Ey herşeye hükmeden Allahım! Kalbime hükmet! Ey hakla batılın arasını ayıran! Benimle yalan dünyanın arasını ayır! Ey hüküm ve hikmet sahibi, hükmüne herkesin boyun eğdiği Mevlam! Yüreğimdeki sevginle sana boyun eğiyorum, teslimiyetimi kabul et! Ya Alim! Ey herşeyi bilen Allah’ım! Bana kendini bildir! Seni sevdiğimi biliyorsun, bana da beni sevdiğini bildir yarab! Ya Melik! Ey herşeyin sahibi olan Allah’ım! Bedenimin, ruhumun, yüreğimin sahibi olan Allah’ım! Ey sevgimin sahibi olan Mevla’m! Beni sevginin sahibi kıl! Ya Kerim! Ey keremi bol olan ve karşılık beklemeden ihsanda bulunan Allah’ım! Sevginin sağnak yağmurları altında sırılsıklam ıslat beni!. Ya Selam! Ey kullarını kurtuluşa erdiren Allah’ım! Selamın ve sevgin her an üzerime olsun! Sevginle, selamınla kurtuluşa erdir beni! Ya Rezzak! Ey herşeye rızkını veren Allah’ım! Ruhumun, yüreğimin rızkı aşkındır! Aşkınla rızıklandır beni! Ya Hafiz! Ey her şeyi koruyan Allah’ım! Beni; yüreğimdeki aşkının düşmanı olan şeytandan ve onun yoldaşlarından koru! Ey hiçbir şeyi unutmayan Mevla! Seni unutan, senin de unuttuğun kullarından eyleme beni! Ya Tevvab! Ey tövbeleri kabul eden! Yapmış olduğum tövbeleri kabul et! Bir daha yapmamak için bana güç ver! Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Gaffar! Ey affetmeyi seven Allah’ım! Ne olur, ne olur affet beni!.. Sevgimin hatrına bağışla beni yarab! Ya Kahhar! Ey kahredici Allah’ım! Sevginden mahrum ederek kahretme beni! Ya Aziz! Beni sevginden yoksun bırakıp da zillete düşürme! Sevginle aziz kıl beni! Ya Meyyit! Ey öldüren Allah’ım! Aşkınla öldür beni! Ya Bais! Ey dirilten Mevlam! Aşkınla dirilt beni! Ya Hasib! Ey kullarını hesaba çekici olan Allah’ım! Aşkınla hesaba çek beni! Ya Kadir! Ey kuvvet ve kudret sahibi! Bana emanetini ve sevgini taşıyabilme gücü ver! Ey herşeyi kendine boyun eğdiren! Kudretinin karşısında boyun büktüm, acizim. Ben sensiz ben bir hiçim, aşkınla varet beni yarab! Ya Samed! Ey kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu Rabbim! Sana muhtacım! Nuruna muhtacım! Aşkına muhtacım! Beni senden ayırma! Beni Aşkından ayırma! Ya Rafi! Ey hak edenleri yücelten Allah’ım! Aşkınla kendine yücelt beni! Ya Hadi! Ey hidayete, doğru yola erdiren Allah’ım! Yoluna erdir beni! Aşkına erdir yüreğimi! Ya Gani, Ya Muğni! Ey zengin olan, zengin eden Allah’ım! Asıl zenginlik sevgine sahip olmaktır! Sevginin zengini kıl beni! Aşkının zengini kıl beni! Ya Nur! Alemleri ve gönülleri aydınlatan, nur üstüne nur olan Allah’ım! Nurunla nurlandır yüzümü, Nurunla nurlandır bedenimi, Nurunla nurlandır yüreğimi… Ya Sultan! Kendine esir et beni! Ya Canan! Kendine meftun et beni! Ya Allah! Ya Allah! Ya Allah! Ey En Büyük Sevgili! Ben seni çok seviyorum yarabbi, ne olur sen de sev beni! Varsın hiç kimse bilmesin beni, Varsın hiç kimse sevmesin beni, Yeter ki sen sev beni Allah’ım, yeter ki sen sev beni!….
June 30
|
|
|
_LiYa_ MaVi_MeLeKwrote:
BİR DERS BİR HADİS=Ben, haklı bile olsa münâkaşayı terkeden kimseye cennetin kenarında bir köşkü garanti ediyorum. Şaka bile olsa yalanı terkedene de cennetin ortasında bir köşkü ; ahlakı güzel olana da cennetin en üstünde bir köşkü garanti ediyorum
June 29
|
|
|
_LiYa_ MaVi_MeLeKwrote:
ALLAH'ın Selam Gönderdiği Kadın Hz HATİCE
Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa. Talebeleri büyük bir dikkatle elini ve dudaklarını izliyorlar. Gördükleri: Dört uzun çizgi. Duydukları: " Biliyor musunuz nedir bunlar?" Çizgiler uçsuz bucaksız bir kara tahtaya dönüşen yeryüzünden gözlerine akıyor. Soru, ellerinden tutup böyle zamanlarda bir ağızdan söyledikleri o tanıdık cümleye götürüyor: "Allah ve Rasûlu'dur en iyi bilen!" Bu teslimiyet cümlesi, kendisinden sonra gelecek bütün cümleleri kucaklamaya hazır olduklarını gösteriyor. Kapılarını sonuna dek açıyorlar yeni bir hakikati karşılamak için. Hakikat bu kez Nebi'nin şu kelimeleriyle yansıyor kalp aynalarına: "Cennetlik kadınların en üstünleri Huveylid'in kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fatıma, Firavun'un zevcesi, Müzahim'in kızı Asiye ve İmran'ın kızı Meryem'dir.- Allah hepsinden razı olsun." Allah hepsinden razı. Öyle ki içlerinden birine selam gönderiyor meleğiyle. Cebrail (as), bu yüce selamı iletmekle kalmıyor, kendi selamını da yolluyor Hatice'ye. Kalbi duracakmış gibi oluyor Hatice'nin işte o an! Çünkü bu selamla birlikte bir müjde; "İçinde gürültü ve yorgunluk bulunmayan cennet evi" var. Aslında onun dünyada da bir cennet evi olmuştu. Nasıl olmaz! Son Peygamber'in ilk eşiydi o, yirmi beş yıl, dile kolay! O evde paylaştı hayatı "Emin" ile "Tahire"- "Mustafa" ile "Kübra". O evde dünyaya geldi Kasım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsum, Tayyib, Tahir ve Fatıma... O evin damında beklendi dönecek kervan Şam'dan. O evden yüründü Hira'ya, o eve dönüldü Hira'dan. O evde titredi vahyin haşyetiyle Peygamber. "Bana neler oluyor Hatice?" dedi, "Endişe ediyorum kendimden!" O evde anlattı Muhammed (sav) Cebrail (as)'in görünmesini. Nasıl üç defa sıktı bedenini, nasıl "Oku!" dedi: "İkra bismi Rabbikellezi Halak!" O evde örttü Hatice, Rasûlu kat kat, o evde serdi teselli sözlerini ruhuna: "Öyle deme! Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü Sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten aciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin!" Ve o evden çıktılar birlikte anlamak için olan biteni. Amcaoğlu'nun yanına vardılar Hatice'nin. Varaka b. Nevfel, o bilge yaşlı, İbranice okuyabilen İncil'i ve Tevrat'ı, Hira'da görünenin bütün peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu söyledi. Sonra iç geçirdi "Keşke genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan sürerken yer alabilseydim yanında!" İşte o an, orada şehadet getirdi ilk Müslüman. Dönüp eşinin nurlu yüzüne, "Allah'ın elçisi olduğuna şehadet ederim!" dedi Hatice. Yeryüzünde sadece üç Müslüman var: Son Peygamber, Hz. Hatice ve Hz. Ali. Ne muhteşem bir yalnızlık! Tavaf ediyorlar Kâbe'yi. Sonra yine o eve gidiyorlar devam etmek için kulluklarına. Bir ara vahiy kesiliyor. Dağlarda dolaşıyor Nebi. Kalbi daralıyor üzüntüden. Ara sıra görünüp, "Sen Allah'ın gerçek elçisisin!" diye teselli etmese Cebrâil, bir kuş gibi bırakacak kendini boşluğa. İşte o günlerde en büyük desteği nurlu eşi Hatice annemiz veriyor yine. Zorlukların aşılacağını, darlıkların genişleyeceğini, her şeyin Allah'ın elinde olduğunu söyleyerek merhem sürüyor kalbine. Bir kadının zor günlerde eşinin yanında nasıl durması gerektiğini gelecek zamanların hafızasına kazıyor. Yeryüzünün ilk Müslüman evinde malıyla, nefesiyle, canıyla koruyor Muhammed (sav)'i. O Muhammed (sav)' güzel ahlakını görüp, nasıl aşkla sevdiyse O'nu, nasıl davet ettiyse eşi olmaya, bu güçlü, soylu ve güzel kadın öyle titriyor üzerine aşkla. Nasıl da yorumlamıştı yaşlı bilge, henüz evlenmeden gördüğü rüyayı. Hani güneş Mekke üzerinde dönüp durmuştu da sonunda yavaş yavaş inip girmişti Hatice'nin evine. "Şöhreti cihanı kaplayacak büyük birisiyle evleneceksin!" demişti Varaka. Mekkeli müşriklerin üç yıl süren kuşatmasında, o hep Müslümanlarla beraber, o hep güneşinin yanında. Ta ki vakit gelip çizene kadar sınırı ecel. Hicretten üç yıl önce, üç gün arayla toprağa verdi Son Peygamber siperlerini. İlki amcası Ebû Talib, ikincisi sevgili eşiydi. Gri bir örtünün iki ucundan tutup Mekke'nin üzerine serdi bu iki yolcu. "Hüzün Yılı" konuldu bu gri zamanın adı. Yirmi beş yıl, yani yaşarken Hatice Annemiz, başka bir kadınla evlenmemişti Peygamber. Vefat ettikten sonra da asla unutmadı. Ah Âişe Annemiz kendi ifadesiyle bir ölüyü kıskanmıştı! Bir gün Hz. Hatice'nin kızkardeşi Hale ziyarete gelmişti de Rasûl'un evini, sesi Hz. Hatice'nin sesine benzeten Nebi heyecanlanıp ayağa kalkmış, "Sesin ne kadar benziyor ona!" derken yaşlı kadına, gözleri parlamıştı. Ah Âişe Annemiz! "Allah sana ondan hayırlısını verdi!" demekten alıkoyamamıştı kendini. Sevgili Efendimiz'in gözleri buğulanmış, validemize şefkatle bakarak şu sözleri mırıldanmıştı: "Ey Âişe! Herkes beni inkar ettiğinde bana inandı Hatice! Çevremdekiler 'Yalan söylüyorsun!' dediklerinde 'Doğru söylüyorsun! Asla çekinme!' dedi. İnsanlar köşe bucak saklarken maddi varlıklarını, o servetini önüme döktü, 'Emrindedir! İstediğin kadar harcayabilirsin' diyerek. Dünyada bir başıma kaldığım günlerde, 'Hepsi geçici bunların, üzülme, zamanla zorlukların yerini kolaylıklar alacak' dedi. Ben Haticeyi güzelliğinden dolayı değil, bunun için unutmuyorum!" Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa Son Peygamber. Dikkatle baksalar toprağa Hz. Hatice'yi temsil eden çizginin biraz daha uzun olduğunu görecekler. A.Ali Ural
June 28
|
|
|
oooooooooowrote:
Hayat 3
Hayat bir acilistir; yokluktan varliga. Hayat bir âhenktir; uyumsuzlugu sonlandiran. Hayat bir akistir; dogumla ölüm arasinda. Hayat bir aynadir; Ilahî i$leri gösteren. Hayat bir bagdir; kâinatlilari birlestiren. Hayat bir bakistir; yaratilandan Yaratan'a. Hayat bir büyültücüdür; kücük varliklari kâinatlastiran. Hayat bir candir; kâinatlilara ruh olan. Hayat bir coskudur; kâinatin bagrinda kaynayan. Hayat bir cekirdektir; ebedî ya$ami meyve veren. Hayat bir delildir; Rabb'in gerekligini isbatlayan. Hayat bir degerdir; dertlere kurban edilmez olan. Hayat bir dengedir; tekligi hâkim kilan. Hayat bir düzendir; kaosa son veren. Hayat bir enerjidir; canlilari dirilten. Hayat bir fikirdir; Sanatkâr'ini sorduran. Hayat bir faaliyettir; binlerce fiil iceren. Hayat bir gayedir; kâinattan beklenen. Hayat bir güzelliktir; kâinati e$sizlestiren. Hayat bir hakikattir; Rabb'in gercekciligini kanitlayan. Hayat bir hâkimiyettir; her$eyi kendine tabi eden. Hayat bir hediyedir; te$ekkür gerektiren. Hayat bir hizmettir; büyükten kücüge, kücükten büyüge. Hayat bir ihsandir; Rabb'den, ruh sahiplerine yapilan. Hayat bir ilimdir; ögrenilmesi $art olan. Hayat bir ilândir; ebediyeti haykiran ve isteten. Hayat bir inkilâptir; her$eyi degistiren. Hayat bir isiktir; kâinati aydinlatan. Hayat bir kaynaktir; bütün duygulara can olan. Hayat bir letafettir; her$eye nüfuz eden. Hayat bir meyvedir; kâinati kiymetlendiren. Hayat bir mücâdeledir; kötülügün mahvi icin. Hayat bir mühürdür; evrene vurulan ve Rabb'e ait olan. Hayat bir mucizedir; bir $eyi her $eye sahip kilan. Hayat bir nakistir; yaratilis sayfasinda gözalan. Hayat bir neticedir; kâinattan alinmakta olan. Hayat bir olgunluktur; kâinati hamliktan kurtaran. Hayat bir ölcüdür; her$eyi sinirlayan. Hayat bir özettir; kâinattan süzülen. Hayat bir okuyustur; insan ve kâinat kitabinda. Hayat bir pariltidir; kâinati yaldizlayan. Hayat bir ruhtur; kâinatlilara hareket kazandiran. Hayat bir sanattir; Ilâhî kudretin tezgâhindan cikan. Hayat bir sevgidir; bütün kâinatlilari kardes yapan. Hayat bir sinanistir; iyilikle kötülük ortasinda. Hayat bir sirdir; hem görünen, hem görünmeyen. Hayat bir sevgilidir; bütün canlilari kendine a$ik eden. Hayat bir sorustur; 'kimsin'den 'kiminsin'e. Hayat bir süstür; kâinati alimli ve cekici yapan. Hayat bir tatlidir; aci dikenlerine gül olan. Hayat bir üniversitedir; cahilleri egiten-ögreten. Hayat bir varliktir; yokluga son veren. Hayat bir yaratiktir; sahibi ALLAH olan. Hayat bir yardimlasmadir; zayiflari koruyan. Hayat bir yuvadir; atomlarin görev yapmasina yarayan. Hayat bir yükselistir; hayvanliktan insanliga. Hayat bir zaferdir; ebediyeti kazanmada. Hayat bir zikirdir; Allah'i birleyen ve birlettiren
June 10
|
|
|
oooooooooowrote:
Cehennem Ateşi ve Azabı
-------------------------------------------------------------------------------- Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ızdırap verdiği için ahirette kâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Böylelikle Cehennem, Allah'ın tutuşturulmuş ateşinin ismidir, İşte Cehennem'in en açık vasfı ateş olduğu için bazen, Cehennem yerine ateş manasına "nâr" kullanılır: "Şüphesiz ki münâfıklar nâr'ın en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın." (Nisâ, 145). Cehennem'de görülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah ve Rasûlü'nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz. Kur'an-ı Kerîm'de belirtildiğine göre; a-Cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatır: "Cehennem inkâr edenleri şüphesiz çepeçevre kuşatacaktır." (Tevbe, 49) b-Cehennem ateşi sönmez: "Biz sapık kimseleri kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem'dir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız. " (İsrâ, 97) c-Cehennem dolmak bilmez: "O,gün Cehennem'e: "doldun mu?"deriz. O! " Daha var mı?" der. " (Kaf, 30) d- Kaynarken çıkardığı ses: "Rablerini inkâr eden kimseler için Cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür. Oraya atıldıkları zaman onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara: "size bir uyarıcı gelmemiş miydi" diye sorarlar. Onlar evet, doğrusu bize bir uyarırı geldi; fakat biz yalanladık ve Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içerisindesiniz, demiştik " derler. " (Mülk, 6-9) e- "Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır. " (Mü'minün, 104) f- "Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar. " (Mü'min, 70-72). g- İnkâr edenlere ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve derileri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. Orada uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilirler. Ve kendilerine "yakıcı azabı tadın"denir. (Hâcc, 19-22). h- Derileri yandıkça azabı tatmaları için yeniden başka derilerle değiştirilir. (Nisâ, 56). i- Ölümü isterler fakat azabları devamlıdır, ölmezler. (Zuhruf,74-77; Fatır,36). Peygamberimizin (sav) ifadesine göre: "Cehennem ateşi (miktarca ve sayıca) dünya ateşleri üzerine altmış dokuz derece fazla kılınmıştır. Bunlardan her birinin harareti bütün dünya ateşinin harareti gibidir. " Cezalar, işlenen suçlar cinsinden olacaktır. Dilleriyle suç işleyenlerin cezaları dillerine; elleriyle günah işleyenlerin cezaları ellerine vs. tatbik edilecektir.
June 10
|
|
|
oooooooooowrote:
Allah'ın adaleti(inanılmaz)
Bir Gün ; Hz Musa İbadetini Bitirdikten Sonra Bir Ağacın Altına Oturur. Hemen Yakınındaki Çeşmeyi Seyrederken , Atlı Bir Savaşçının Çeşmeye Geldiğini Görür. Savaşçı Su İçmek İçin Eğildiğinde Boynundaki Altın Kesesini Islanmasın Diye Çıkarır Çeşme Başına Bırakır. Suyunu İçtikten Sonra Altın Kesesini Unutur Ve Yoluna Devam Eder. Hemen Arkasından Hoplaya Zıplaya Bir Çocuk Gelir. Tam Su İçecekken Altın Kesesin Farkeder Ve Hiç Düşünmeden Alır ve Uzaklaşır. Çocuğun Arkasından Çok Yaşlı Bir İhtiyar inleyerek Su İçmeye Gelir. Bu Arada Altın Kesesini Su Başında Unutan Savaşçı Keseyi Almak İçin Çeşmeye Doğru Yaklaşır. Fakat Çeşme Başında Hiç Bir Şey Bulamaz... Hemen Yanındaki Yaşlı Adamın Boğazına Sarılır Ve Altın Kesesini Vermesini İster. İhtiyar Ne Kadar "Ben Almadım" Dese de Savaşçıyı İkna Edemez. İyice Sinirlenen Savaşçı Kılıcını Çeker Ve Yaşlı Adamı Oracıkta Öldürür. Olan Biteni Gören Musa ''Ey Rabbim Bu Nasıl Bir Adalettir'' der.. "Ben Hiç Bir Şey Bilmiyorum.. Senin İşine sual olmaz ama ben anlamadım" Der. Bu isyana benzer açıklıktaki sözlere karşılık Rab şöyle seslenir : ''Ey Musa ; Ben Sana Benim İşlerimi Anlayacak Kadar Akıl Vermedim ki , sen Benim hakkımda yorum Yapıyorsun? Ama Kalbinin Yatışması İçin gerçek Şudur : Savaşçı O Küçük Çocuğun Babasının Malını Yağmalamıştı. Ölen İhtiyar İse Gençliğinde Çok Güçlü Bir Adamdı Ama Bir Hiç Uğruna Bir Köylüyü Öldürmüştü. O İhtiyarı Öldüren Savaşçı İşte O Köylünün Oğludur.. Ey Benim Gafil Kulum Şimdi Tövbe Et Çünkü Benim Adaletim İşte Bu Kadar Açıktır."
June 2
|
|
|
SANAL ALEME HOŞGELMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR
ÇÜNKÜ BURASI BOŞ İNSANLARIN ALEMİDİR
May 27
|
|
|
ALINTI:
sordum sanalda gezinen bacıma?? gerekli gereksiz dolaşan erkek kardeşime?? aldığım cevap şu!! islami bilgiler paylaşıyoruz nevarki bunda?? senn!! eyy bacım senn!! eyy yavrusundan ve ailesinden ve özellikle iffet taşıyan kendisinden sorumlu bacımmm!! ne işin var sanalda?? ne işin var chat sayfalarından?? sen evinde annenle babanla eşinle yavrunla islamı paylaşıyormusunkide sanalda islami bilgiler paylaşıyorsun?? reel hayat bittide sanalmı kaldı?? git evine bir tencere çorba kaynat yavrunla eşine,annenle babana içir, sonra vaktin kalırsa git üstüne farz olan ibadetlerini namaz gibi ibadetlerini yerine getir!! yinede vaktin kalırsa!! ve ilmine güveniyorsan git reelde biçok cahil kardeşlerimiz var onları bilinçlendir!! ne o bana çokmu kızdınız?? hiç kızmaca darılmaca olmasın kardeşim!! bunlar acı ama gerçek olanlar!! şöyle bir silkelenin!! kendinize gelinn!! sen eyy ayşe!! sen eyy fatımaa! hala nediye oyunda oynaştasın!! sende fatihler doğuracak yaştasınn!! en hayırlı ibadet kendine ve ailesine faydalı olandır!! şimdi siz erkek kardeşlerime geleyim!! sen eyy ahmett!! eyy mehmett!! sen nediye namahremin peşindesin?? islammı öğretmek istiyosun?? git eşine öğrett!!git yavruna öğrett!! git annene öğrett!! git babana öğrett!! neymiş efendim islami bilgiler paylaşıyoruz!! yahu ALLAH aşkına islami bilgileri bu güne kadar paylaşa paylaşa bi haller oldu bizee!! islami bilgiler paylaşmaktan öte geçmedii!!! yahu islam yaşanmak için gelmedimii?? sen islamı yaşıyormusun kide birileriyle paylaşacaksın,maden içinde islam ilmi kaynıyor!! git kardeşim reel de olanlara aktar!! kendi cinsinden olana aktar!! onlarda mahremlerine aktarsınlar!! islamın ruhu budur!! kimki bu ruh ile ruhlanmazsa!! o cansız bir iskelettir!! o imanki ilahi cevheri ne büyüktür!! imansız olan paslı yürek sinede yüktür!!
May 27
|